Yahya Kemal Şiir Anlayışı ve Şiirlerinde İşlediği Temalar

Yahya Kemal Şiir Anlayışı: Yahya Kemal, istediği hâlde, şiirlerini kitaplar hâlinde toplanmış olarak görmeden öldü. Bu gecik­meye sebep, bazı önemli şiirlerini daha bitirememiş olduğu tasası; daha doğrusu birçok mısralarına, henüz son güzelliği veremediğine dair olan sanatçı titizliğiydi. Sonunda, şiirleri tamamlandı, kitapların isimleri (hatta bası­lacakları kâğıt bile) şair tarafından hazırlandı. Fakat ne yazık ki ömrü vefa etmedi.

Ölümünden sonra kurulan Yahya Kemal Enstitüsü şairin, sağlığında, kitapları için düşündüğü isimler ve onlara verdiği terlibe uyarak şu kitaplarını yayımladı: Kendi Gök Kubbemiz (1961), Eski Şiirin Rüzgâriyle (1962), Rubailer ve Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş (1963). Şairin Bitmemiş Şiirleri de ayrı bir kitapta toplanmıştır (1975). Nesirleriyle birlikte Yahya Kemal Külliyatı 12 cildi geçecektir.

Şiirlerinin Tasnifi: Eski Şiirin Rüzgâriyle’deki şiirleri ile Kendi Gök Kubbemiz’dekiler arasında tema bakımından bazı benzerlikler görülürse de bu sonuncu şiirler nazım şekli, dil, söyleyiş ve muhteva yönlerinden ayrıl ırlar.

Yahya Kemal, divan şiirimizde şekil mükemmelliği bakımından en büyük Parnasyen şiirleri gölgede bıra­kacak mısra ve beyitler bulunduğunu daha Paris’te iken sezmişti. Türk sanat ve kültür tarihine eğilişiyle eski şiirimizin, Parnas terbiyesinden geçmiş Batılı bir Türk şairi için ihmal edilemeyecek değerler taşıdığını gördü.

Yahya Kemal, rubai tarzını ustalıkla kullanmıştır. Türlü düşünce parçalarını ve felsefi görüşleri dört küçük mısraa yerleştirecek fikir, nükte ve şiir gücünü göstermiştir. Bunlarda, Doğu ve Balı’yı iyi tanıyan, hayat ve ölümü eski bilgilerin umursamazlığı ile gören çağdaş manada rint bir şairin bakışları vardır. Onun rubaileri, Hayyam ve Mevlâna’nınkiler gibi tek ve sistemli bir inanca veya inançsızlığa bağlanamaz. Değişik fikirleri hoş­görücü, neşeli bir havada söylemiştir. Çoğu konuşulan dille yazılmış olan bu rubailerin kimisinde tarihî olaylar da anılmaktadır.

Şiir Üzerine Görüşleri:

Şiirin Safhaları:

Şiirin Vasıfları: Yahya Kemal, yazılan değil, söylenen şiirin peşindedir. Tevfik Fikret’in sanatını, “Söylen­miş ve dinlenen bir şiir değil de bilâkis, yazılmış ve okunan bir şiir” olduğu için tenkid etmektedir. Böylece, şiirin nesirden çok başka bir sanat olduğunu belirtmiş olmaktadır:

Öz şi’r odur ki dilde gezer bir mesel gibi

mısrası da bunu gösterir. Şiirlerinin kitapta kalmasını değil, ezberlenip duyulmasını, şarkılar gibi millî kültüre girmesini istemiştir. Ömrünün sonuna kadar, eserini yayımlamamakta ısrar etmesi de biraz bu arzusundan ileri gelir.

Yahya Kemal’in dokuz yıl Paris’te kalıp bütün akımlara sokulduğu hâlde hiçbir sanat çığırına bağlanmadı­ğını gördük. Bununla birlikte parnasyenlerden ve sembolistlerden izler taşımaktadır. Biçime, üsluba ve akıcılığa verdiği önemle bir parnasyendir. Hissî ve ruhi oluşu bakımından sembolizme yönelmiştir. Şiiriyle bir masal dünyası kurması, sonsuzluk özleyişi, şahsi zevk ve fikirlerini açığa vurması, tarihe ve millî kültüre bağlanışları, onu Romantiklere de yaklaştırır.

Yahya Kemal, sanatını millî temeller üstüne kurmuş, yalnız bizim olanı aramıştır. Onun özendiği sanatçı tipi, Itrîdir. Bu büyük besteciyi öven şiirinde:

O dehâ, öyle toplamış ki bizi Yedi yüz yıl süren hikâyemizi Dinlemiş ihtiyar çınarlardan.

diyerek kendi sanat ülküsünü anlatmıştır.

“Ben, daima bize lazım olanı düşündüm.” sözünü sık sık tek­rar ediyordu. Türk toplumunun ruhu, tarihi ve sezişi onca önem­liydi. “Vatanın kendi kâinatı dışına” çıkan, edebiyatın orijinal olması imkânsızdı. Çağdaş anlamıyla yerli zevki, kozmopolit ve yabancı zevkin yerine koymak istiyordu. Tarih boyunca sevilmiş kıymetleri, gün ışığına koymak derdindeydi. Tarih boyunca Türk halkının ve seçkin zümre sanatçılarının yarattığı her çeşit sanat, fikir ve inanç değerine sahip çıkıyordu.

ŞİİRİNDE BİÇİM VE MUHTEVA

Biçim yönünden: Nazım şekli:Yahya Kemal, Eski Şiirin Rüzgâriyle’de terkib-i bent, gazel, şarkı, musammat, kıta gibi divan edebiyatı nazım şekillerini kullanmıştır. Ayrıca rubaileri vardır. Kendi Gök Kubbemiz’de ise yalnız kuralsız nazım şekilleri görülür. Ufuklar, Karna­val ve Dönüş, İstanbul Ufuktaydı gibi birkaç şiirinde serbest müstezatı da denemiştir.

Vezin: Yahya Kemal, bütün şiirlerinde aruz vezni kullanmıştır. (Yalnız Ok şiiri hece vezniyledir.)

Yahya Kemal, vezin konusuna önem vericilerden değildir. Bu yüzden, 1908 den sonra hızlanan hece-aruz tartışmalarına katılmamış, taraf tutmamıştır. Kendisi aruzla söylerken Hececi şairleri de beğenmiş, desteklemiş­tir. (…)

Böyle olmakla birlikte Yahya Kemal aruzu seçmiştir. Çünkü aruz, yüzyıllar boyu üst tabaka şiirinin gelene­ğidir. Yumuşaklığı ve şekil alma yeteneği tamdır ve Yahya Kemal, aruz terbiyesiyle yetişmiştir. Çağı içinde en güzel kullandığı bu vezne yeni bir iç ses katmış ve onun mihaniki ritmine kapılmamıştır.

Kafiye: Yahya Kemal, şiirde kurallara ve ahenge önem veren bir şairdir. Bu bakımdan kafiyeyi de mısra için vazgeçilmez bir ahenk unsuru saymıştır. Kafiyelerin çoğu tam veya zengin kafiyelerdir.

Şiir Dili: Kendi Gök Kubbemizdeki şiirlerle şarkılarının ve bazı rubailerinin dili, kendi deyişle evde, sokakta konuşulan Türkçedir. Bu Türkçe 1912 de teker teker seviten mısralarından başlayarak son şiirlerine kadar aynı kıvamda sürüp gelmiştir; yani ne daha fazla arınmış ne de kelime kadrosunda bir başkalık olmuştur. Şair, her ne kadar evde, sokakta konuşulan Türkçe diyorsa da bu şiirler kültür Türkçesiyle yazılmıştır.

Muhteva yönünden:

İç-ahenk: Yahya Kemal, Nedim’in “Sözü az söyle, güzel söyle.” fikrine candan bağ­lıdır. Onca, bir şiirde söylenen değil, söyleyiş önemlidir. Şiir: Mûsikiden başka türlü bir mûsikidir… Şiirde nefes ve ses iki esaslı unsurdur. Mısraın ayakları yerden kopmazsa ve uçmazsa… kulağı bir ses gibi dol­durmazsa halis şiir değildir.

Mecazlar: Yahya Kemal’in mecaz dünyası yeni fakat alacasız, gösterişsizdir. Bunda, aşın gitmeyip klasik­lerin yolunu tutmuştur. Yerli yersiz benzetmelerden, edebî sanatlardan, süslülükten kaçınır. Servetifünun’daki ve Hâşim’deki bol mecaz düşkünlüğüne karşılık “mermer”in çıplak güzelliğini yontan heykelciler gibi çalışmıştır. Mecazsız, yalın mısralar, her şiirinde çok sayıdadır. Eski Şiirin Rüzgâriyle söylediği parçalarda mecazlar, eski zevke uydurularak çoğaltılmıştır.

Yahya Kemal fazla sıfatlarla, bol tasvir kelimeleri kullanmaz. Pek az kelime ile muhayyilede geniş akisler yapmayı hedef alır. Mesela Gece şiirinde:

Hulyâ tepeler hayâl ağaçlar

Durgun suda dinlenen yamaçlar.

diyerek âdeta kelimesiz fakat geniş tablo güzelliğinde masal, tabiat karışığı bir manzara çizmektedir.

Zaten Yahya Kemal’de resmimsi (pitoresk) yön kuvvetlidir. Hemen bütün resim akımlarından onda izler görülür. Ses şiirinde empressiyonist bir taraf, Rintlerin Ölümü nde minyatür, Çin Kâsesi nde Uzak-doğu resmi, Hayâl Şehir’de yağl ıboya renkler vardır.

Yahya Kemal’in Şiirlerinde İşlediği Temalar

Yahya Kemal’de en çok gördüğümüz tarih, İstanbul, musiki, ölüm, renk, deniz, aşk, sonsuzluk, tabiat ve

destan temalarıdır. Bu temalar, çok şiirlerinde iç içe olarak bir Yahya Kemal atmosferi teşkil ederler.

Tarih: Yahya Kemal’de bir alt yapı gibidir. O, tarihin sanat hâline getirilmesi ile bir milletin mânevi varlı­ğına en büyük hizmetin yapılacağını sezmiştir. (…)

Onun şiirlerine tarih, bilgince değil, sanatkârca aksetmiştir. Öğretmekten ve yorumlamaktan çok, bize tarih safha­larını göstermeyi, seyrettirmeyi ister. Geçmişi, yaşıyormuş gibi kendi de aralarında bulunuyormuş gibi anlatır. Mesela:

Vur! Pençe-i Ali’deki şemşîr aşkına! diyerek İstanbul’u alan yeniçeriyi teşvik eder. Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor? diyerek Barbaros donanmasının top seslerini duyanlardan biri de kendisiymiş hava­sını verir. (…)

Ölüm: Yahya Kemal’de ölüm fikri ve ölüm duygusu köklü ve süreklidir. Ancak çok şiirinde ölümü yumuşatır, güzelleştirir, öte dünyada sürüp giden ikinci bir hayat gibi alır. Çünkü şairimiz maddeci (materyalist) değil, ruhçu (spritüalist) ve idealisttir. Olgun, mutasavvıfbir “rind” gibi bakılırsa ölüm âsude bir bahar ülkesi olur. Kâh vatanın bütün güzelliklerini öte dünyaya “hayalince” götürür kâh bir şehit Müslüman’ın inancı ile Cennette, ebedî cedleri yakından görür. Bazan, Cemşid’in bir sadık mürîdi gibi Cananla ve neyle son gün ölümde misafir olacağını tasarlar.

Deniz ve Tabiat: Yahya Kemal’de tabiat unsuru olarak en fazla deniz görülür. Servetifünuncular, tabiattan duyguya geçerlerdi. Yahya Kemal ise bir duygudan hareketli tabiata, manzaraya ulaşmaktadır. Tabiat ve bilhassa denizi, çok yerde, his ve düşüncelerini ifade eden bir timsal gibi kullanmaktadır. Pek çok deniz şiiri vardır. Fakat hiçbiri, sırf denizi anlatmak, tasvir etmek için değildir. Onda deniz kâh sınırları aşma hasretinin bir timsali olur kâh bir hürriyet, sonsuzluk özleyişidir. Bazen de ölümün sembolü veya İstanbul güzelliğinin çerçevesidir. (…)

Destan: Şair eski yeni birçok şiirinde millî yiğitlik temasını işlemiştir. Bunlarda mübalağasız, gösterişsiz havası içinde, şairin saf ve bazen çocuksu edalarla açtığı yeni bir koçaklama çığırı görülmektedir. Her biri deği­şik duyuş ve üsluplarda söylenen Akıncılar, Mohaç Türküsü, Gedik Ahmet Paşa’ya Gazel, Selimnâme gibi şiirleri, büyük bir millî destandan kopmuş parçalar hissini vermektedir.

Sonsuzluk: (…) Sonsuzluk, bazen bir deniz ufku timsaliyle bazen Türk tarihinin derinliklerine doğru, bazen de felsefî hava içinde ele alınmaktadır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.